| |||||||||||
| |||||||||||
HABER ARAGOOGLE TRANSLATEELEKTRİK-ENERJİ HABEROTOMASYON HABERÖNEMLİ LİNKLEREN ÇOK OKUNANLAR
|
Sürdürülebilirlik Konusuna Hepimiz Dikkat Etmeliyiz
Sürdürülebilirlik Konusuna Hepimiz Dikkat Etmeliyiz Ağaoğlu Enerji Grup Başkanı Murat ONUK: “Sürdürülebilirlik” Konusuna Hepimiz Dikkat Etmeliyiz
Ağaoğlu Enerji Grup Başkanı Murat Onuk, enerji yatırımları konusunda en önemli noktanın “sürdürülebilirlik” olduğunu kaydederek, her yatırımın doğaya bir şekilde müdahale etmek anlamına geldiğini, ama asıl önemli noktanın bu müdahalenin seviyesinin ne kadar olacağına dikkat etmek gerektiğinin altını çiziyor. Enerji diyoruz ama tabiî kavram çok geniş bildiğiniz üzere. Bizim grup olarak ana iş alanımız inşaat. İnşaatta malum olduğu üzere, enerji deyince konutların enerji ihtiyacı, yalıtımı gibi konular söz konusu oluyor. Ama enerji üretimi konusunda grubun çalışmaları çok daha yeni. Ağaoğlu, enerji sektörüne, 2007 yılında 1-2 şirketi devralarak giriş yaptı. Enerji üretimi konusunda ciddi çalışmalar gerçekleştirme düşüncesine paralel olarak 2009 yılında grup başkanlığına dönüştü. Şu an iki şirket var bünyemizde. Diğer taraftan grubumuzun inşa ettiği konutlarda da enerji ihtiyacı var. İnşaatla gelen imajı enerjiyle birleştiriyoruz biz. Yaşam mimarı olan Ağaoğlu’nun vurgusu bizde “yaşam enerjisi” ile birleşmiş durumda. Bir sinerji oluşmaya başladı. Biz ne yapıyoruz; ilk önce ürettiğimiz enerjiyi kendi ofislerimizde kullanıyoruz. Sonra yaptığımız konutlarda kullanıyoruz. Şimdi de artık kendi yaptığımız konutlara kendi enerji santrallerini kuracağız. Isıtmayı, soğutmayı, sıcak suyu vs.yi de bu şekilde kuracağız. Türkiye’deki enerji piyasasında neler görüyorsunuz? Nereye doğru, nasıl bir gidişat var sizce? Elektrik enerjisi olarak baktığımızda Türkiye’deki durum şu: birincisi artan bir nüfus var; ancak kişi başına elektrik tüketimi dünya ortalamasının altında. Gelişmekte olan bir ekonomi ve dolayısıyla sürekli artan bir elektrik enerjisi talebi var. Bu talep yılda ortalama yüzde 6-8 oranında artıyor. 2001 yılında ve 2009’da biraz düşmüş, onun dışında genelde Türkiye’nin gayri safi milli hasılasının üzerinde büyüyen bir enerji talebi olduğunu görüyoruz. Bu tabiî sürekli olarak yatırım ihtiyacı yaratıyor. Çünkü böyle bir talebi karşılamak kolay değil. Türkiye’nin 45-46 milyon watt kurulu gücü mevcut. 2023 yılında bunun 100 milyon watt’a çıkacağı söyleniyor. Demek ki 50-55 milyon watt yatırım yapmamız lazım, ki bu da çok büyük bir rakam. Yani ortalama 55 milyar dolarlık bir yatırım demek. Bunun hem finansmanı problem hem üretimi. Diğer taraftan, elektrik enerjisiyle ilgili olarak enerji sektöründe çok ciddi bir yeniden yapılanma, bir yerelleşme/özelleşme söz konusu. Zamanında her şey devlet tarafından yapılırken, artık elektrik enerjisi üretimi anlamındaki yatırımlar özel sektör tarafından yapılıyor. EPDK tarafından lisanslama yapılıyor. Enerji dağıtımı, elektrik dağıtımı yavaş yavaş özelleştiriliyor. Perakende satışlar da dağıtım şirketlerine geçiyor. İletim hâlâ devlet tekelinde kalmaya devam edecek gibi görünüyor, belki uzun vadede o da özelleştirilecek. Ama, görüldüğü üzere süreç tamamlanmış değil henüz. Çıkarılan yasalar var, çıkmakta olanlar var, değişiklikler de var. Üretimin büyük kısmı devlet tarafından yapılıyor. EPDK’nın kurulması ile elbette ayrı özel bir yapı ortaya çıktı. Bütün bu lisanslama süreçleri kontrol altına alındı. Ama henüz yeterli seviyede oturmuş değil. Bir de piyasa mekanizması elektrik enerjisi üretimi ve satışı anlamında bir mekanizma geliştirildi. Bu mekanizma da bazı sıkıntılara rağmen bayağı bir işlerlik kazanmış durumda.
Geçenlerde yapılan açıklamaya göre 715 firma ya da kişi yatırım için onay bekliyor. Bunların arasında futbol kulüpleri bile varmış. Bu bir sorun değil mi? Ağaoğlu çeşitli alt yapı yatırımlarıyla bu işe girdi, ancak böyle yapmayanlar da var. Süreç nasıl olacak, nasıl bir denetleme olabilir? İçinde bulunduğumuz süreç yasal anlamda bir geçiş dönemi ve bir süre daha devam edecek gibi görünüyor. Kolay ve hızlı bir süreç değil elbette bu. Yatırımcı açısından beklentiler öncelikle şeffaf ve rekabetçi bir ortamın oluşturulması. İçinde bulunduğumuz ortamda maalesef çok büyük bir rekabetten söz etmek mümkün değil. Ama bizim açımızdan sürekli artan talep bir cazibe içeriyor. Genel piyasa tablosu bu şekilde, bu tablo içinde pek çok yerli ve uluslararası yatırımcı var. Bunun da belli bacakları var. Yenilenebilir enerji bizim ağırlıklı olarak ilgilendiğimiz alan. Ağaoğlu Enerji bu işe girerken “yerel kaynakları, yenilenebilir kaynakları” kullanmayı öncelikli hareket tarzı olarak belirledi. Çünkü en önemli şey sürdürülebilirlik. Burada enerjinin arzı söz konusu, diğer taraftan da çevre faktörü var. Dolayısıyla hassas bir şekilde bu işlerin yapılması lazım. Çevreyi bozarsanız yerine yenisini yapamazsınız. Her halükarda bir yatırım kurmak doğaya bir müdahale, ama burada iyi hesaplanması gereken, bu müdahalenin ne kadar olduğu. Malum çok özel lokasyonlarda birtakım şeyleri yapmaya kalkışmak abes oluyor. Bu konuda Türkiye ciddi adımlar da attı aslında. Çevre koruma alanları belirlendi. Bunlar her ne kadar netleştirilmemiş de olsa biraz koruma sağlıyor. Tam koruma ile de zaten hiçbir şey yapılmıyor. Diğer taraftan da artan bir enerji ihtiyacı var. Bu dengeyi iyi kurmak lazım. Şu anda yenilenebilir anlamda öyle bir sıkıntı var. Ağaoğlu Enerji yenilenebilir enerjiye yoğunlaşmış gibi görünüyor, özellikle de rüzgar enerjisine yönelik yatırımlarınızı biliyoruz. Hareket planınız hep bu yönde mi olacak, başka tür enerji yatırımları yapmayı da planlıyor musunuz? Yenilenebilir enerjiye biz öncelikle rüzgarla başladık. Ama hep rüzgarla devam edeceğiz diye bir düşüncemiz yok. Yatırımlarımızın büyük bir kısmı rüzgar; hidroelektrik santrallerimiz de var. Ama şu anki mevcut piyasa yapısı, daha dengeli bir politika kurma konusunda bizi itiyor. Çünkü bazı garantileri vermek gerekiyor ve rüzgarla yarın ne kadar enerji üreteceğimi net bir şekilde söyleyemem, dolayısıyla bu üretimimi garantileyecek kaynaklar yaratmam gerekiyor. Hidroelektrik santrali olabilir, termik santral olabilir, doğalgaz santrali olabilir. Böyle bir mecburiyet oluyor. Biz ülkemiz için yerel ve yenilenebilir kaynakların daha verimli olacağına inanıyoruz ve bu inancımız dahilinde yatırımlar yapıyoruz. Türkiye’nin maalesef kendi enerjisini karşılayacak imkanları yok. Doğal gazımız, petrolümüz yok. Sonuçta enerji ihtiyacımızın yüzde 80’ini ithal ediyoruz. Ama kendi kaynaklarımız var. İspanya’dan sonra çok ciddi rüzgar enerjisi kaynağına sahibiz. Güneş de aynı şekilde. Ama biz bunları kullanmayıp doğal gaza daha çok yöneliyoruz. Halbuki Türkiye’nin bu kaynakları değerlendirmeme lüksü yok, değerlendirmek zorunda. Bir de rüzgar gibi, su gibi, güneş gibi yenilenebilir kaynakları o an değerlendirmek gerekiyor. Kömürü belki bekletebilirsiniz, o an değerlendirmezsiniz. Ama rüzgar ya da güneş o an değerlendirilmeli, kaybedemezsiniz. Biz de ağırlığımızı ona vermeye çalışıyoruz.
Yenilenebilir kaynakların yatırım maliyetlerinin yüksek olduğu konusunda bir görüş var. Nasıl aşıyorsunuz bu durumu? Öyle görünüyor tabiî, ama işin bir yatırım tarafı bir de işletme tarafı var. Yani doğal gaz maliyetleri de çok düşük değil. O tamamen ülke olarak bizim dışımızda bir ürün. Bizim doğal gaz konusunda alım garanti anlaşmalarımız var. Onlar biraz da belirleyici oluyor diye düşünüyorum. Ama Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynaklarının tamamını da kullansak zaten yine yetmiyor. Benim söylemeye çalıştığım bu kaynakları kullanmak için daha fazla beklemeye gerek yok. O kaynakları kullanmadığımız her saat bu ülkenin kaybıdır. Biz mesela 33 megawatt’lık bir türbini Mersin’de devreye aldık. Mersin bir yıl içinde 10 milyon dolarlık petrol tasarrufu sağlayacak bu ülkeye. Yani bu memleketin cebinde kalan bu para. Türkiye’nin dış borcuna bakın, tamamına yakını neredeyse petrol ve doğal gazdır. Diğer taraftan meselenin istihdam ve teknoloji geliştirme boyutu var. Danimarka gibi bir ülke enerjisinin yüzde 80’ini rüzgardan sağlıyor. Bunun yanında ne petrolü, ne güneşi ne de suyu var. Dünyanın dört bir tarafına da rüzgar türbini satıyor. Dünyanın en büyük 3’üncü türbin üreticisi Danimarka’dan çıkmış, biz neden yapamayalım? Yurt dışından türbin almak, uğraşmak firma olarak bizi de rahatsız ediyor. Yapılamayacak bir iş değil. Bütün bunlar bizi yerel kaynakları kullanmaya itiyor. Biz ülkemiz için yerel ve yenilenebilir kaynakların daha verimli olacağına inanıyoruz ve bu inancımız dahilinde yatırımlar yapıyoruz. Türkiye’nin maalesef kendi enerjisini karşılayacak imkanları yok. Doğal gazımız, petrolümüz yok. Sonuçta enerji ihtiyacımızın yüzde 80’ini ithal ediyoruz. Ama kendi kaynaklarımız var. İspanya’dan sonra çok ciddi rüzgar enerjisi kaynağına sahibiz. Maliyetlere tekrar bakarsak, rüzgar türbinin maliyetleri görece biraz pahalı durmakla beraber şu anda diğer enerji türleriyle başa baş rekabet edebilecek durumda. Çünkü yatırım süresi çok kısa. Doğalgaz yatırımı ucuz diye düşünülebilir, ama tesis olarak bakarsak kurulum süreleri uzun. Bir doğalgaz türbini için en az 16 ay bekliyorsunuz. Oysa biz, mesela, rüzgar türbini santrallerimizi 8 ayda çok rahat bitirip devreye alabiliyoruz. Doğalgaz piyasasındaki rekabet bitmedi, dolayısıyla fiyatlar düşmedi. Ama rüzgar türbininde çok ucuzladı. Türkiye yenilenebilir enerji yasasını çıkarmadığı için şu anda indirimden faydalanamıyoruz. Bunu öteledikçe de kaybımız artıyor. Yenilenebilir enerji kanununun bu kadar gecikmesi piyasayı ve sizleri nasıl etkiliyor? Yenilenebilir enerji kanunu geçen yıl meclisten çıkacaktı, çıkmadı. Şu anda ne kadar gündemde onu da bilmiyorum. Orada tarife destekleri var. Bu biraz yanlış anlaşılıyor. Tarife destekleri denilince para verilecekmiş gibi düşünülüyor. Rüzgar için 5.5 eurocent gibi bir fiyat var. Kimse buna müracaat etmedi bugüne kadar. Çünkü piyasa fiyatları daha yüksek. Ama finansman alırken bankalara gittiğimizde, özellikle uluslararası bankalar en garanti olan fiyat üzerinden yani 5.5 eurocent üzerinden değerlendiriyorlar. Boşu boşuna finansman maliyeti taşıyorsunuz, boşu boşuna dışarıya para göndermek zorunda kalıyorsunuz. Bu da birçok yatırımcının bu yatırımları hayata geçirmesine engel oluyor. Ağaoğlu Enerji’nin, grubun gerçekleştirdiği diğer işlerden gelen bir kaynağı var. Bu kaynaklarla bu yatırımları yaptık. Yurt dışından finansman almadık. Çok hızlı şekilde finansman ihtiyaçlarımızı çözdük. Ama bunun bize de ciddi maliyetleri oldu. Dolayısıyla Türkiye’de harcanamayan bir kaynak var diyebiliriz. Birçok insan lisans aldı, ama teşvikler değişmeyecekse bu insanlar yatırımları yapamayacak. Çok sayıda proje geliştiren firma/insan var, bunların yarattığı bir katma değer söz konusu. Onlar için de süreç tıkanmış durumda. Ağaoğlu Enerji olarak sizin yol haritanız nedir, kendinizi nerede konumluyorsunuz? Ağaoğlu Enerji Grubu olarak orta vadeli hedefte 2015 yılına kadar 1000 megawatt’lık bir kurulum gücüne ulaşmayı planlıyoruz. Bunun için de 2012 yılı sonuna kadar 1000 megawatt’lık lisanslı projemiz hazır olsun, bunların bir kısmını yapmış olalım, geri kalanını da sonraki dönemde bitirelim istiyoruz. Bu da ciddi bir yatırım demek. Buna da başladık. 670 megawatt’a kadar bir portföyümüz var elimizde. Bunun 140 megawatt’ı lisanslı rüzgar enerjisi. Yeni lisans projelerimiz, lisansı alınmış projelerimiz var. Gürcistan’da aldığımız bir proje lisansı var, yeni bir başvurumuz daha olacak. Bu haber 1486 defa okunmuştur.
|
GALERİAKTUEL HABERGAZETELER |
|||||||||
|
Sitemizdeki yazı,resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz,kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
|||||||||||