Güneş Enerjisi,Fotovoltaik,Güneş Pili,Solar Energy
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE İLETİŞİM
05 Şubat 2012 Pazar
Ah Bin Ali Ah Bin Kunduz30 Ocak 2012

GOOGLE TRANSLATE

ELEKTRİK-ENERJİ HABER

OTOMASYON HABER

ANKET

Sitemize Nasıl Ulaştınız




Tüm Anketler

Kastamonu için HES modası geçmiş bir karardır

Kastamonu için HES modası geçmiş bir karardır

Tarih 16 Aralık 2009, 23:49 Editör Musfafa Fazlıoğlu

Kastamonu için HES modası geçmiş bir karardır

Kastamonu için HES modası geçmiş bir karardır

 

Birkaç ay önce yazdığım bir yazıda Prof. Dr. Doğan Aydal ismini zikretmiş ve geçmişte ilimiz için yaptıkları nedeniyle sizden alkış istemiştim. Dehâ’yı dikkati ele verirmiş ve dünya küçük dedikleri kadar var.

Yazımın ardından “vefa” başlığıyla bir elektronik posta iletisi aldım. Ödülüm ise bir solukta okunacak ”Maden Savaşları”, “Petrolsüz Dünya” ve “ Enerji Kan Kokuyor” adlı üç kitaptı. Kitaplar bittiğinde sahip olduğum bilginin bende kalmasına gönlüm el vermedi ve Kastamonu’yla derin bağları olan Değerli Hocamla söyleşi yapmayı kafama koydum. Kurban bayramını Ilgaz’da geçirmesi benim için eşsiz bir fırsattı ve ben bu fırsatı tepmedim. Rahmetli Hacı Cahit Keloğlu’nun mekânında, Cahit Bey’in muhterem eşi Hacı Veliye hanımefendinin ev sahipliğinde görüştük. Değerli eşi ve Kastamonu Üniversitesi genel sekreter yardımcısı Nurten Hanımla birlikte… Ardından kavurma bahane, sohbet şahane diyerek bizim eve gittik ki ben isteğime kavuşabileyim…

Önce geçmişe yolculuk yapalım ki, Doğan Hocayı tekrar hatırlayalım. Henüz yirmi dokuz yaşında yardımcı doçentken ilimize Meslek Yüksek Okulu Müdürü olarak atanıyor. Sevgili Eşi Nilgün Hanım ise çocuk doktoru olması nedeniyle dönemin çocuklarını, günümüzün gençlerini tedavi etmek üzere göreve başlıyor. Beş yıl kadar bir sürü güzelliklere imza atıyorlar. Yıl 1982 – 1987…

Atatürk İlköğretim Okulu’nda küçük oda da başlıyor serüven, Kastamonu Üniversitesinin şu anki geniş arazisini almak için kıran kırana verilen mücadeleler. (545 dönüm) Çünkü “bu kadar büyük araziyi ne yapacak bu adam” diye bazıları istemiyor. Halk istemese de, dönemin Valisi, Emniyet Müdürü, Belediye Başkanı ve ileri gelenleri hocanın yanında. Ankara Üniversitesi’nin o dönemdeki Rektörü rahmetli Prof. Dr. Tarık Somer, ardı arkası kesilmeyen isteklerden öyle bir bunalıyor. Günün birinde genel sekreterine not bırakıyor “Doğan Bey ne isterse tamam deyin, yeter ki gitsin.” Canından bezdirmek bu olsa gerek. Anadolu’daki ilk bilgisayar bölümü o zaman açılıyor. Güneş enerjisi ilk kez okul için çeşitli binalar yapılırken kullanılıyor. (Kastamonu’da moda olup her eve misafir olması bu tarihten sonraya rastlar.) Mevcut binanın projesi ve ödeneği de onun zamanın da onaylanıyor ve bugünkü laboratuvarların çoğu da dâhil olmak üzere 14 bina tamamlanıyor. O gün çöplük olan araziye bugün orman’a dönen kırkbin ağaç dikiliyor. İkiyüz yetmiş üç öğrenci ile teslim aldığı okulu bin öğrenci ile teslim edip Ankara’ya dönüyor. Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı da dâhil olmak üzere devlet kademelerinde üst düzey görevler alıyor… Şu an ise Ankara Üniversitesi’nde kürsüsü var derslere giriyor, kitaplar, makaleler yazıyor. Televizyon programlarına katılıyor ve enerjinin efendisi olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Bir de gideceği 43. ülkeyi belirliyor. Kastamonu’nun suyu ve Malatya’nın kayısısı insanı genç tutuyor, kanıtı en fazla otuz yaşında gösteriyor.

Öngörüsü  üst seviyede olan Prof. Dr. Doğan Aydal Hoca’dan enerjiyi ve ilimizi dinlemeye hazır mısınız? Evet dediğiniz duyar gibiyim.

"Kastamonu’yu çok sevdiğimi belirtmek isterim, buranın kendine has bir ruhu, kimliği var.  Doğa güzellikleri, tarihi, kültürü, bünyesindeki endemik bitkileri, havası ve insanı… Bence turizmden başka bir şeyle kalkınamaz, sanayi veya başka bir şeyi bünyesine zikrederseniz bile o kendini safra misali atar. Yapılacaklara gelince, büyük çaplı turizm acentelerine sponsor olarak başlanılabilir. Doğa ve kültür turizmini seçen turist zaten zengin ve kültürlü turisttir. Tabii ki bütün kollardan tanıtım çalışmalarına gerilmesi gerekiyor. İl dışında olan Kastamonu’lara da bu sırada çok büyük bir görev düşüyor. 

Bir şehirde insan sirkülâsyonunu sağlamak için ordu, üniversite, polis okulu veya hapishane getirirsiniz. Burada ise Üniversite çok önemli olabilirdi. Ancak kuruluşu çok gecikti.  Eğer bu kuruluş şimdi değil de on beş sene evvel olsaydı Kastamonu çok daha iyi yerlerde olabilirdi... Özellikle kadro almak isteyen bir sürü öğretim elemanı buraya gelir ve şehrin çehresini değiştirirlerdi. O zaman havaalanı neden yok diye kimse hayıflanmazdı. Günümüzde 81 ilde üniversite var ve merkeze daha yakın olan uçakla gidip gelinecek yerler seçiyor. Bu durumda öğretim elemanları için Kastamonu cazibe merkezi olamıyor. Turizmle kaçırılan fırsat üniversite treni tekrar yakalanabilir. Mesela Kastamonu gibi bir şehirde turizm bölümü yok. Hizmet sektöründen çok fazla para kazanabilecek bir il burası. Turist kendiliğinden gelmez, kolundan tutup adeta zorla getirecek yollar bulmak gerekir.

Gelelim HES projesine; bu Kastamonu için tamamen yanlış bir karardır. Bin MW’lık bir santralın maliyeti yaklaşık 1,5 milyar dolardır. Bitirilme süresi çok uzundur ve bakım maliyetleri çok yüksektir. Aynı paraya 3000 MW’lık doğalgaz santralı kurabilirsiniz. Bu arada yaptığınız çevre ve orman tahribatı da Kastamonu için çok büyük bir kayıp olur. Küre dağlarındaki eğim sebebiyle barajın dolma süresi de çok kısa bir zamanda olacaktır. Bu güzelliği mahvetmeye değmez. Çünkü modası geçmiştir. Gelişmiş ülkeler baraj yapmayı çoktan terk etmişlerdir. Dünya yeni elektrik üretme yollarını ararken doğanın korunması için elinden geleni yaparken Kastamonu’nun bu gibi büyük çaplı bir yanlışa hayır diyeceğinden eminim. Kastamonu’lular ticari zekâ bakımında çok iyi olduklarını birçok örnekleriyle biliyorum.

Peki, hayır diyeceğiz de ne yapacağız diyorsunuz. İlk aklınıza gelen rüzgâr türbinleri olacaktır ama bu teknik ormanlar ile örtülü Kastamonu için bir çözüm değildir. Ayrıca çok fazla ses çıkartıyor ve kurulduğu alandaki doğanın dengesini bozuyor. Rüzgâr santralleri çevresinde oluşan ses bariyeri yaban hayvanlarının ve kuşların bu bölgelere girmesini engelliyor. Hatta bölgeden kaçmasına neden oluyor. Çevredeki insanlar oluşan gürültüden rahatça yaşayamıyor. Ayrıca rüzgâr döngüsüyle ulaşması gereken polenler yerine ulaşamıyor. Meyvelerin oluşması için bu rüzgâra ve arılara ihtiyacımız var. Maliyeti de sağlanılan enerjiyi kıyasladığımızda mantıklı değil.

İsviçre’de dağdan yol geçecekse çevresinden viyadüklerle ulaşımı sağlıyor ki doğaya zarar vermeyelim diye. Anlayış farkı bu olsa gerek, Karadeniz’de yol yaparken dağlar delik deşik edildi. Ağaç keserek karbon salınımını durduramazsınız.

Krom tesisine gelince Amerika’da maden arama tesislerine ruhsat vermek çok zor. Nedeni ise; maden aramaları bitince doğayı eski haline getirmenin oldukça masraflı olmasıdır. Bu yüzden de maliyet çok yükseliyor. Yabancı şirketler de bizim gibi ülkelerden kolay ruhsat alındığı için buralara geliyor. Durumumuza gelince;

Bugün enerji bakımından %60 oranında Rusya’dan gelen Doğalgaz ve Kömüre bağlıyız. Bunun bir başka anlamı da her on fabrikamızdan altısının anahtarının Rusya’nın elinde olması demektir. Zira Ülkemizde kullanılan bütün enerjinin %62’sini Sanayi kuruluşları tüketmektedir. Yakın geçmişte lisans verilen 19537 MW gücündeki 37 kömür santralı kömürlerini Rusya’dan alacak olurlar ise o zaman durumumuz daha da vahim bir noktaya ulaşacaktır. Zira o zaman her on fabrikanın sekizinin anahtarı Rusya’nın elinde olmuş olacaktır. Bu karar, geçmiş Enerji Bakanının verdiği en önemli yanlışlardan biridir. İmzalanan Kyoto antlaşması sebebiyle ödenecek Karbon salınım sertifika parası da ayrı bir ceza olarak karşımıza gelecektir.

Nükleer enerji dünyanın elektrik enerjisinin sadece % 15 ini karşılamaktadır. Her yıl tüketilen 25 milyar varil petrolün verdiği enerjiyi karşılamak için 11250 santrala ihtiyaç vardır. Bugün için kurulu santral sayısı ise maalesef sadece 443’dür. Kaldı ki, Dünya uranyum 235 üretimi mevcut santrallara bile yetmemektedir. Halen 2/3 kapasite ile çalışmaktadırlar. Uranyum rezervlerinin % 70’lik bir kısmının Fransız, İngiliz ve Kanada şirketlerinin elinde olması da başka bir problemdir. Ülkemizde ki uranyum yatakları özelleşmemeli ve toryum araştırma enstitüsü mutlaka kurulmalıdır. Zira dünyanın % 50 toryumu kimde tahmin edin. Ülkemizde ama nükleer santrallarda kullanılabilme teknolojisi henüz gelişmiş durumda değildir. 


  “Çağın enerjisi güneştir.” 


Çevreye zararı yoktur, bedavadır üretmek için kimsenin gözyaşı akmaz, kimse kendi ülkesinde köle olmaz. Şu an Hatice Teyzenin hastalık için sakladığı, Ayşe Ablanın oğlunun nişanı için ayırdığı, 200 milyar dolarlık altını var. Hepsinde gözümüz yok bu paraları yastık altında saklasınlar. Biz sadece son onüç yılda ülkeye giren 67 milyar dolara talibiz. Bu parayı güneş enerjisine yatırabilirsek ülke enerjide dış ülkelere bağlı olmaktan kurtulabilir. Benim ülkemde haftalık 1 milyar dolar faiz veriyor ve gün geçtikçe fakirleşiyor. Hesap basit Hatice Teyzeye ve Ayşe Ablaya güvence vereceğiz. İnanın paranız buharlaşmayacak, pazar masrafından ayırdığın kefen paran, pul olmayacak, batmayacak diyeceğiz. Ortalama 67 milyar dolar devlet kasasına girecek. Yine mi güvenmedin o zaman sana senet gel bu panellerin kurulduğu şirketlerde hak sahibi ol ya da çalış diyeceğiz. Altına, euroya veya dolara yatırım yapmayacak, geleceğe ülke sermayesine yatırım yapacak. Mevcut altınlar kullanılabilse altı yılda tüm evlerin tepesinde güneş enerji panelleri olması mümkündür. Kendi elektriğini kendin üreteceksin.

Hatta Amerika’da örneği olduğu gibi devlete elektrik bile satabileceksin. Akü kutusu kadar ebatta olan güneş enerjisi depolarıyla. Hem de bugünün pahalı şartlarıyla bile bu masraf üç katlı bir ev için 10 bin TL. Yirmi yılda bakım istemeyecek.

Her yıl en az yüz öğrenciyi doktora için yurtdışına göndermeliyiz ki geri dönenler bu teknolojiyi gelecek yıllarda daha çok geliştirebilsinler. Dünyanın her tarafından ilmek ilmek güneş enerjisini alıp işleyebilelim, geliştirebilelim. Son altı yılda ABD, Almanya, İspanya, Japonya, Güney Kore, Çin alternatif enerji bakımından oldukça fazla bir yol katettiler. Daha fazla gecikmeden bu açığı kapatmamız gerekmektedir.

Hidrojen enerjisini de kullanmak için ucuz elektrik bizde olacak, hidrojen enerjisiyle çalışan arabalar sayesinde kirliği olmadan bedava yakıtla dünyayı dolaş. Köyle tarlan mı var, kur güneş panellerini gelsin paralar. Tarlanı ucuz süreceksin, gübreye çok fazla para vermeyeceksin, ürününü taşımak ucuz olacak, daha kaliteli ürün üreteceksin, sen zenginleşince orta direk tekrar nefes alacak, ucuz Çin malına bakmayacak, doları frenlemeyecek hükümet, o zaman küçük sanayi devleşecek. Aybaşında kimseyle kavga etmeyeceksin. Artık yabancıların olan bankalardaki borcun ödenecek. Toprağım yabancılara gidecek diye kara kara düşünmeyeceksin. Güneş enerjili panelleri yapıp sattığımızı düşünün, tüm dünyada ki güneş enerjisi konusunda hâkimiyeti düşünün. Bunların hiç biri hayal değil. Yeter ki çalışın doğru zamanda doğru stratejiler belirleyin. 


Pirinç mi, bulgur mu lazım?


Kurban bayramı  olunca konu dönüp dolaşıyor kurban fiyatlarında ki artışa geliyor. Tahılda da zaman zaman artışlar yaşanır bakın neden bu artış oluyormuş?

Teknoloji artık öyle bir hal aldı ki; mesela Landsat uyduları sayesinde ekilen bütün tahılların rekoltesi tahmin edilebilmektedir. Hatta ekimi yasak olan haşhaş bitkisini kodlayıp bilgisayarınıza girerseniz o bölgede haşhaş ekili olup olmadığını dahi bulabilirsiniz. Yurt dışındakilerde bu sistemler sayesinde bizi izliyorlar. Ellerinde hesap makinesi, Hasan Amcanın ne kadar pilav yiyeceğini, Fatma Teyzenin yaprak sarmasında ne kadar pirinç kullanacağını tespit edip ülkemizin yıllık ihtiyacını çıkartıyorlar. Evde de pirinç bitince limanda hazır bulunan gemilerini ortaya çıkartıp bende pirinç var abla diyorlar. Pahalı pahalı alıyoruz o pirinçleri ve diğer gıdaları. Önce kaç ton nelerden tükettiğimiz hesaplamamız, çiftçimizi bu duruma göre hazırlıklı hale getirmemiz gerekiyor. Dışarıdan gıda almayacak kadar zengin topraklara sahibiz. Geçmiş bunun kanıtı. Bu ülke toprakları kendine yetebilen yedi ülkeden biriydi. Belki yersiz bir örnek olacak ama şu soruyu sormadan geçmek istemiyorum. Benim bilgisayardan Kastamonu Ilgaz dağındaki papatyanın yaprağının ağrısını tespit edebiliyorsam, Usame Laden neden bulunamıyor? Ya da Laden diye biri gerçekten var mı? Afganistan’da ki haşhaşın kontrolü kimde? Soru o kadar çok ki!


Türkiye’de petrol var mı? Petrol? 


Ezber dışı  olacak ama çok üzülerek söylemem gerekir ki, yok. En azından bizi kalkındırıp zengin edecek kadar yok. Sevgili okuyucular lütfen şaşırmayın. Orada petrol olması varsayımı güven veriyor ama yok… Her şeyi de bir röportajda anlatabilmek mümkün değil. Merak edenlerin “Petrolsüz Dünya” adlı kitabımı okumaları yeter. 


Fazla dehalık da iyi değil;


Hadi bu ciddi konuyu trajikomik bir hatıra ile tamamlayalım. Doğan Hoca’nın  Başbakanlık’da çalışırken sorumlu olduğu projelerden en önemlilerinden biri de “Doğu ve Güneydoğu Anadolu Kalkınma Projesi”. O günkü Hükümet bu proje için her türlü desteği ve gücü vermekte. Teröre engel olmak için hazırlanan birçok projeye ek olarak sosyal projeler de hazırlıyorlar. Projelerden biri; Hollanda’dan süper inekler getirilmesi. Amaç her eve iki inek. Bu sayede sütünden yoğurdundan faydalanarak para kazanmalarını sağlamak. Günlük en fazla 45 litre süt veriyor bu inekler. Ne yazık ki evdeki hesap çarşıya uymuyor. Hollandalı inekler hem romantik hem de klasik müzik hayranı çıkıyor… 45 litre süt vermesi gereken inek 5 litre süt veremiyor. Araştırıldıktan sonra o da ne? Hollandalı ineklerin gözü aç, üstelik lüks düşkünü hepsi. Efendim ahırlarda televizyon olacakmış, bu televizyonlardan 24 saat çayır çimen görüntüleri yayınlanacakmış, fonda da ya Vivaldi ya da Beethoven, Mozartı kabul ederler miydi bilemiyorum. Son olarak ise bu inekler yeşil ot yiyecekmiş, samana burun kıvırıyorlarmış bak sennn. Şimdi Siverek’te, Çemişgezek’de veya Munzur dağının tepesinde inek verilen amcada televizyon yok ki amca ne yapsın. İnek psikologu da bu konuya bir çözüm bulamıyor. Üstüne üstlük bu inekler biraz da korkak. Silah sesinden de ürküp verdikleri o 5 litrede kaçmasın mı? Köylüler hassas ineklerin daha fazla heder olmaması için kenardan köşeden teröristlerin eski ayakkabılarını buluyor ve giydiriyor. Hiç değilse ayakları üşümesin. Bu sefer de sorguya çekilmez mi inekler nerden buldunuz bu ayakkabıları diye. İnek bu! Konuşma özürlü tabii. Sahibi konuş diye vurdukça ineklerin sütü toptan kesiliyor. Güzelim Hollandalı inekler zor koşullara dayanamayarak telef olup gidiyor. Yani bu Hollandalılarda bir âlem Türkiye’nin hangi ilinde televizyonlu klasik müzikli ahır varsa… 


Hep ciddi soru, hep ciddi soru nereye kadar? Kulak enerjisi için tavsiyeniz? 


Mustafa Ceceli, Funda Arar, Ferhat Göçer ve Kıraç’ı seviyorum. Ceceli’nin Limon çiçekleri ise bugünlerdeki favorim. (Benimde) Hocamız ayrıca Fenerbahçeli. 


Final sözü;

Var olma sebebinizin gereklerini yerine getirmiyorsanız, siz zaten yoksunuz demektir!

Doğan AYDAL


www.doganaydal.com


Doğan Aydal kimdir?

Doğan AYDAL, 1953 doğumlu olup, Malatyalı’dır. 1976 yılında Hacettepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesinden Maden Jeolojisi Yüksek Mühendisi olarak mezun olmuştur. İngilizce eğitimini International House, Hastings; Master ve Doktora eğitimini ise Leeds Üniversitesi-İNGİLTERE’de tamamlamıştır(1976-1980).

Kısa dönem askerlik öncesi ve sonrasında, M.T.A. Genel Müdürlüğü çeşitli birimlerinde çalışan AYDAL, 1982 yılı sonunda Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nde Y. Doç.Dr. ünvanı ile göreve başlamış beş yıla yakın bir süre Kastamonu Meslek Yüksek Okulunda müdür olarak görev yapmıştır. 1991 yılında Doçent unvanı almıştır.

1994 yılında bir dönem ABD Cincinnati Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümünde misafir öğretim üyesi olarak bilimsel araştırmalarda bulunmuştur.

Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı, Başbakan Danışmanlığı, T.B.M.M.’de Danışmanlık, Sümer Holding Yönetim Kurulu Üyeliği, A.Ü. Senato Üyeliği ve Yüksek Okul Müdürlüğü gibi idari görevlerde de bulunan AYDAL, Amerika, Afrika, Avrupa ve Asya kıtasındaki 42 ülkede, çeşitli araştırma, inceleme ve gezilerde bulunmuştur.

2000 yılında Profesör unvanı alan AYDAL, halen Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesinde Öğretim Üyesi olarak görev yapmaktadır. İngilizce ve Türkçe yayımlanmış 28 makalesi ve çeşitli konularda yazılmış 11 Kitabı da bulunan Aydal’ın, yurt içi ve dışında 29 Tebliği bulunmaktadır.

Aydal, bir Televizyon kuruluşunda çeşitli bilimsel toplantılar ve paneller de yönetmiştir.

Prof. Dr. Doğan AYDAL evli ve iki çocuk babasıdır.

Ferhan Çapraz/Kastamonu Postası

 

Bu haber 1642 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Roportajlar

Gensed Osman Pezükoğlu

Gensed Osman Pezükoğlu Gensed Osman Pezükoğlu

Gensed Roportaj (Ateş Uğurel)

Gensed Roportaj (Ateş Uğurel) Gensed Roportaj (Ateş Uğurel)

HABER ARA


Gelişmiş Arama
Elektrik Forum

AKTUEL HABER

GAZETELER



Sitemizdeki yazı,resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz,kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi