| |||||||||||
| |||||||||||
HABER ARAGOOGLE TRANSLATEELEKTRİK-ENERJİ HABEROTOMASYON HABERÖNEMLİ LİNKLEREN ÇOK OKUNANLAR
|
Ekonomide Seçim Sonrası Senaryoları
20 Nisan 2011, 02:42 Ekonomide Seçim Sonrası Senaryoları Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre Ocak ayında işsizlik oranı %11.9 olarak 2010 Nisan’dan bu yana en yüksek düzeye çıktı. Tarım dışı işsizlik yüzde 14,7 olurken, genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 22 olarak hesaplandı. Medyada ise işsizlik oranlarının yine düşmeye devam ettiğine yönelik yorumlar gördük yine oysaki... Merkez bankasının munzam oranları arttırarak kredi hacmini daraltma denemesinin başarısını ise takibe devam ediyoruz. Arttırımlara başlayalı tam 4 ay oldu. Merkez bankası arttırımların etkisini üç ay sonra görmeye başlarız demişti. Nisan başı itibarıyla yıllık kredi hacmi büyümesi %36, yıl başından bu yana küsurat dahi değişmemiş. Üstelik, kamu bankaları kredilerde bayağı frene basmışken. Hedeflenen ise yıllık %25 idi. Önümüzdeki üç ayda da kredi hacminde istenilen düzeye inilemeyeceğini düşünüyorum. Nedeni gayet basit. Bankalar daha çok parayı munzam olarak Merkez Bankasına park ediyorlar ama yaptıkları bono ihraçlarıyla çok uygun faizlerde istedikleri gibi borçlanabiliyorlar. Yani ellerinde zaten yine bolca para oluyor. Büyük bankaların mevduata verdikleri faizi düşük tutmalarından da bunu anlıyoruz. Bu paraları kredi vererekde kara dönüştürmek bu kurumların asli vazifesi zaten. Tüketici içinde kredi oranlarındaki üç beş puanlık artış caydırıcı olmaktan çok uzak. Çünkü zaten çoğu ithal malını kurlar neredeyse on yıldır aynı seviyede kaldığı için 5-6 yıl önceki fiyatından bile almak mümkün oluyor. Hem zaten bu artan kredi faiz oranları bile tarihimizin aynı zamanda hala en düşük oranları olduğunuda onutmamak gerekiyor. Veee bu durumu gören IMF de uyarıyı çekiyor tabi. IMF’nin bahar toplantıları ertesinde yayımladığı raporda, “Bazı G20 ekonomilerinde kredi patlamasının işaretleri var. Eğer bunlara doğru politikalarla müdahale edilmezse finansal krize dönüşme riski ve hızlı ekonomik büyümede sert bir yavaşlama riski söz konusu” ifadesi yer aldı. Raporda, Türkiye’nin kredi patlamasıyla karşı karşıya olduğu ve bazı kırılganlıklarının bulunduğu belirtilirken, Brezilya için dış finansal koşulların ve kredi büyümesinin ekonomide aşırı ısınmayı desteklediği, Çin’in ise zorunlu karşılıkları artırma ve diğer nicel sıkılaştırma politikaları yerine faiz artırımlarına başvurması gerektiği vurgulandı. IMF’nin raporunda ayrıca, gelişen piyasaların para birimlerinin gelişmiş ülkelerinkine kıyasla değer kazanmasının gerekliliğine dikkat çekildi. Raporda, gelişen ekonomiler için en önemli sıkıntının artan sermaye girişine bağlı aşırı ısınma olduğu belirtilirken , buna yönelik politikaların hem mali konsolidasyon ve daha yüksek faizi hem de sermaye kontrolleri dahil makro ihtiyati tedbirleri kapsaması gerektiği vurgulandı. Yani bu kredi genişlemesine doğru politikalarla müdahale edilmezse finansal bir krize dönüşebileceği uyarsıında bulunuyor. Ama IMF gelişmekte olan ülkelerin paralarının yine değerli kalmasını istemeyede bir yandan devam ediyor. Ülkemizdeki cari açığın gelmiş olduğu durumu bile görmezlikten gelirken doların zayıf kalması için ve bunun karşılığında ABD nin dış ticaretinin ve bütce açığının düzelmesi uğruna dünyada ne savaşlar veriliyor. ABD nin kredi notunun görünümününde S&P tarafından negatife çevrildikten sonra Portekiz ve Yunanistandaki olumsuz gelişmelerin etkisiyle aşırı değerlenmiş olan olan doların tekrar değer kaybetmeye başlaması burada çok dikkat çekiciydi. Raporda, Gelişen G20 ekonomilerinde büyümenin hızlı olmaya devam edeceği belirtilirken, enflasyonist baskılara dikkat çekilerek, “Tüm ülkeler yüksek emtia fiyatları gibi yeni bir zorlukla karşı karşıya. Bunun sonucunda manşet enflasyonda yükseliş söz konusu olabilir” denildi. Bundan evvelki yazılarımda da yılın ikinci yarısında yükselecek enflasyona dikkat çekmiş düşük gelen tüfe rakamlarına aldanılmaması gerektiğini belirtmiştim. Ülkemizde raporda belirtildiği gibi malesef ithalata dayalı bir şekilde hızlı bir şekilde büyümekte. S&P ise, mevcut büyüme modeline bağımlılığının azaldığına dair kanıtlar artarsa Türkiye’nin notunun artabileceğini belirtti. Bu arada S&P Türkiye’nin büyük dış finansman ihtiyacının makroekonomik risk teşkil ettiğine de dikkat çekti. Peki mevcut büyüme modeline bağımlılığın azaldığını görebiliyormuyuz? Malesef hayır... Çünkü hükümetin yapısal reformlar konusunda hazırlanmış hiç bir planı yok. AKP’nin seçim bildirgesinde de yok. Türkiye ebediyen dışardan kaynak bulup büyüyecek. Dışa bağımlılık oldukçada devamlılık sağlama adına tavizler vermeye devam edilecek malesef. Dışa bağımlılığı azaltmak için ilk yapılacak şey, Tasarrufları teşvik etmek. Bireysel manadada size söylenen tüket ! harcamaya devam et! telkinlerinin tam aksine aileniz için yapacağınız en güzel şey tasarruf etmektir. Siz siz olun yarınlarınızı düşünün az çok tasarruf etmeye çalışın. Tasarruf edenler her zaman uzun vadede çok daha kazançlı ve müreffeh olacaklardır. Peki biz ne yapmışız? Yılın ilk iki ayında disiplin altına alınan faiz dışı harcamalar Mart’ta yeniden patlamış. Geçen ay yıllık REEL artış nerdeyse %15 olmuş. Tesedüftür, Mart’ta vergi gelirleri de %14.5 artmış. Hükümet ekonomi beklenenden çok daha hızlı büyüdüğü için beklemediği bir vergi hasılatı bulmuş kasasında, bunun küçük bir kısmını kenara koymuş, ama çoğunu Belediyelere, maaşlara, yatırıma harcamış. Tam bir seçim bütçesiyle karşı karşıyayız aslında. Populist davranmayıp seçim ekonomisi uygulamayacağını her fırsatta dile getiriliyordu oysaki. Özetle sadece munzam oranlarını arttırarak ekonomiyi soğutamayacağımız artık ortaya çıkmıştır. IMF raporunda da yer aldığı gibi seçimlerden hemen sonra mali konsolidasyona gidilmesi ve sermaye kontrollerinide içeren makro tedbirlen alınması kaçınılmaz olmuştur. Yarın yani 21 Nisandaki Merkez bankası Para Kurulu toplantırında politika faizlerinde bir arttırım yapmayacak ama en geç Haziran ayında faiz arttırımlarına başlaması çok yüksek ihtimaldir. Bu tahminimi Şubat ayında yazmış olduğum geçmiş yazılarımdada belirtmiştim. Bunun yanında 2023 e kadar yapılacağı söylenen harcamaların tam aksine seçim sonrasında kamunun harcama kısıcı tasarruf arttırıcı ekonomiyi soğutmaya yönelik bir dizi tedbirler alacağını görmemiz şaşırtıcı olmayacak. Ve gelir arttırıcı tedbirler ile bir kısım vergilerin arttırılması ile yine kemer sıkma politikaları görebileceğiz. Sıcak parayla mücadele çerçevesinde ek tedbirler olarak bazı sermaye piyasası araçlarının vergilendirilmesine yönelik çalışmalarda görebiliriz. Tabi yeni Anayasa tartışmalarıda bunların üstüne eklendiğinde ekonomide çalkantılar yaşanma ihtimalinide gözardı etmemek gerekir. 2023 yılına yönelik senaryolar yerine halkımızın seçimden sonra Anayasada ne gibi değişiklikler yapılmak istendiğini ve pkk sorununa nasıl bir siyasi çözüm bulunmak istediğine yönelik daha açık ve ayrıntılı bilgilere sahip olarak sandığa gitmesi çok daha doğru ve demokratik bir davranış olacaktır. Bu haber 536 defa okunmuştur.
|
GALERİAKTUEL HABERGAZETELER |
|||||||||
|
Sitemizdeki yazı,resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz,kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
|||||||||||