| |||||||||||
| |||||||||||
HABER ARAGOOGLE TRANSLATEELEKTRİK-ENERJİ HABEROTOMASYON HABERÖNEMLİ LİNKLEREN ÇOK OKUNANLAR
|
Terör ve İşsizlikte Son Durum
27 Nisan 2011, 01:24 Terör ve İşsizlikte Son Durum Halkımızın gözünde ülkemizin öncelikli olarak iki tane temel sorunu vardır. Biri terör belası biride işsizlik. Dolayısıyla hangi hükümet gelirse gelsin halkımız öncelikli olarak bu iki sorunun çözülmesini bekler. Şu an iktidarda olan hükümet, tek başına iktidar olmayı başarmış, halkımız tarafından tek başına hükümet kurup zorlanmadan kanun çıkarabilecek üye çoğunluğuyla meclise yollanmış ve iktidarını her partiye nasip olmayacak kadar yani 8 yıl süreyle sürdürmeyi başarmış. Eee bu kadar teveccühhten sonra hala bahanelerin arkasına sığınmak pekte gerçekçi olmuyor tabi... Peki terörle mücadelede bir başarı varmı ( 2001-2010 dönemi) bir bakalım, 1999 yılında 203 şehit verdiğimiz terör, 2000 yılından itibaren hızla güç kaybetmeye başlamış, bölücü faaliyetlerinin sayısı gözle görülür oranda azalmıştı. 2000 yılında, terörün kanlı eylemlerinin sayısı 3 bin 2198’den 45’e düşmüş, şehit olan güvenlik görevlisi sayısı ise bir yılda 22 olarak belirlenmişti. 2000 yılında, terör örgütünün Türkiye içindeki mevcudiyeti korunamaz hale gelmiş, terörist miktarı ise 4 bine kadar düşmüştü. Bu sayının ancak ve ancak yüzde 10’u Türkiye topraklarında barınabiliyordu. Gelelim 2001 yılına… 2001’de teröre verdiğimiz şehit sayısı sıfırdı. 2002’de ise sadece 6 askerimiz terör saldırılarında şehit düştü. İşte rakamlar. Sıfır olan şehit sayısı 2001-2010 döneminde nasıl üç haneli sayıları buldu. 2003 yılında 21 şehit, 2004 yılında 73 şehit, 2005 yılında 92 şehit, 2006 yılında 121 şehit, 2007 yılında 118 şehit, 2008 yılında 150 şehit, 2009 yılında 135 şehit verdik. Terörle mücadeledeki bu başarısızlık yerini demokratik açılım söylemlerine bıraktı. 2010 yılına gelindiğinde, iktidarın “demokratik açılım” söylemleri de meyvesini(!) vermeye başladı. Terör saldırıları bir anda artarken, eylemlerin yalnızca Güneydoğu bölgelerinde sınırlı kalmadığı, Karadeniz Bölgesi başta olmak üzere, Batı’ya doğru bir kaymanın başladığı dikkat çekiyordu. Basında, hükümet yetkilerinin bir yandan pkk ile görüşülmediği demeçleri yer alırken bir yandan da pkk nın sözde yöneticilerinden gayri resmi görüşmeler yapıldığını ve bazı isteklerde bulunulduğunu okuduk. 2010 yılının ikinci yarısında pkk nın terör eylemleri birden durmuş ama televizyonlarda sıkça özgürlük ve demokrasi adına pkk bayraklarının ve teröristbaşının posterlerinin bile açılabildiği molotoflu eylemler görmeye başlamıştık. Pkk ya karşı tavır almadığı gerekçesiyle Barzaniyle görüşmem diyenler artık görüşüyor kırmızı halılarda karşılıyordu. Arkasından anadilde eğitimden demokratik özerkliğe kadar varan bir sürü istekler dile getirilmeye başlandı. Evet Terör meselesi zamanla Kürt meselesine dönüşmüştü artık. Terör örgütüne şüphe ve tereddütle bakan kitleler bile sempati ile bakmaya başlamışlardı malesef. Masum insani taleplerin yerini,Türkiye'yi bölmeyi amaçlayan hepsi bir büyük planın parçası olan talepler aldı. Anayasamızdan Türklük ibaresinin kaldırılmasından, meclis iç tüzüğüne aldırmadan meclis çatısı altında Kürtçe konuşarak iki dilli bir meclis talebinde bulunmaya varıncaya kadar bir çok isteklerde bulunulmaya başlanmıştı artık. Kürt vatandaşlarımızın kendi dillerini öğrenip konuşmasında bir problem yoktu ama bir parti başkanının benim çocuğum önce kürtçe öğrenecek ve eğitiminide kürtçe yapacak demesi akıllara başka şeyler getiriyordu elbette. Çünkü pekala biliniyorki, bu güne kadar bölünme sancısı çeken veya onu yaşayan bütün ülkeler iki temelde bölünmüşlerdi. Bir, din temeli, iki dil temeli. İspanya'nın Bask'ı dil temelinde, Irak'ın durumu ise dil ve din temelinde bölünmeye misaldir. Dil milletleşmenin, kucaklaşmanın, anlamanın, anlaşılmanın bütünleşmenin aracıdır. Ortak dili olmayan toplumlar bir arada yaşasalarda bütünleşemezler. İspanyada Katalanlar bizdekinin aksine ülkenin en zengin kesimidir. Ispanya nın milli gelirine herkesten fazla katkıda bulunduklarını ama buna karşın daha az pay aldıklarını söyleyerek bağımsızlık talep edebilmektedirler. Ama dilleri aynı olsa bunu bu kadar isteyemezlerdi elbette. Çünkü Katalanlar Ispanyolca konuşmazlar hatta çoğuda bilmez. Bu aralar futbolda sıkça Barcelona- Real Madrit rekabetine tanık olmaktayız. İzlerken bakın şöyle bir stada...Real Madrit taraftarlarında Ispanyol bayrağına sıkça ratlarken Katalan Barcelona taraftarlarında bu bayrağı göremezsiniz... İnsanların edindikleri kimlikten ve kültürden gelen bütün bu farklılıkları, herkese eşit imkanlar yaratan ve çıkarları dengeleyen büyük bir ekonomide sorun olmazken, yönetimi beceriksiz, ekonomik durumu iç açıcı olmayan ülkelerde her an patlayacak bir saatli bombaya dönüşür. Ülkenin demografik yapısından kaynaklanan bu aidiyetler sosyal ve ekonomik koşullar ağırlaştıkça ayrışma sinyalleri vermeye başlar. Eğer o ülkede değişik din ve mezhepler birbirine yakın nüfus yoğunluğunda ise, genellikle din veya mezhep bahane edilerek bir iç çatışma başlar. Her ne kadar yüzeyde bir din çatışması gibi görünse de asıl neden sınırlı kaynakların paylaşımı kavgasıdır. Bu çatışma önce farlı kültürleri birbirlerine soğutma ve ülkenin silahlı güçlerine karşı düşman etme ile başlar ve sonunda çatışma ya büyük bir savaşa dönüşür ya da bir sınır ve hükümranlık ayrılığı ile veya görece zayıf tarafa önce özerklik daha sonrada bağımsızlık isteme yani bölünmeyle sonuçlanmaktadır. Çocukların ülkenin resmi dilini bilmeden anadilde eğitim alması anadilde öğrendiklerini gelecekteki yaşamında uygulayacağı kanalların ve kurumların da oluşturulması gerekecektir. Örneğin hekim yetiştirmek için Tıp Fakültesi mi kuracaksınız, o zaman farklı dillerden eğitim veren fakülteler kurmak zorundasınız. Bu ülkede bir tek hekim yetişmiyor ki, Mühendisi var, öğretmeni var, avukatı var, iktisatçısı var, hemşiresi var, askeri var. Onlar içinde tabi. Örneğin bir dilde eğitim veren bir fakülteden mezun olan bir sağlık elemanı, diyelim ki bir hekim, başka bir dilde hizmet veren bir hastanede çalışacaktır. Peki, o hastaneye sadece farklı bir dil bilen ölümcül bir hasta geldiğinde ne olacaktır. O hastaya nasıl hizmet verilebilcektir? Çünkü ne hekimler hastanın dilinden anlayacaktır, ne de hasta hekimlerin…Böylelikle kültürler arasındaki uçurum artacak, birbirlerini sevmeyen ama bir arada yaşamaya zorlanmış halklardan oluşan devletler Yugoslavya ve S.S.C.B örneğinde de olduğu gibi eninde sonunda çatırdayacak ve bölüneceklerdir. Bugün o her alanda örnek almaya çalıştığımız AB nin en büyük ülkelerinden Fransa, fransız vatandaşı olmak isteyen göçmenlerin önce Fransa tarihini dilini ve edebiyatını bilmesini istemekte ve bundan sınava sokmakta ve ancak başarılı olanları vatandaşlığa kabul etmektedir. Fransa bunu niçin yapmaktadır acaba? İşte iki büyük sorundan biri olan Terör sorunu ve bir dönemin terörle mücadelesinin geldiği boyut. Bu durumun sonuçları seçimde halkımızın iradesi olarak sandığa bir şekilde yansıyacak. Peki ya ikinci en büyük sorun yani İşsizlik.... Onuda bir sonraki yazıda incelemeye çalışacağım... Bu haber 698 defa okunmuştur.
|
GALERİAKTUEL HABERGAZETELER |
|||||||||
|
Sitemizdeki yazı,resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz,kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
|||||||||||