Güneş Enerjisi,Fotovoltaik,Güneş Pili,Solar Energy
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE İLETİŞİM
22 Mayıs 2012 Salı

HABER ARA


Gelişmiş Arama
Elektrik Forum

GOOGLE TRANSLATE

ELEKTRİK-ENERJİ HABER

OTOMASYON HABER

ANKET

Sitemize Nasıl Ulaştınız




Tüm Anketler

Seçim Sonrasına İlişkin Beklentiler

B.Bertan Günder

10 Mayıs 2011, 22:53

B.Bertan Günder

Seçim Sonrasına İlişkin Beklentiler

 

Nisan ayında Merkez bankası tahmin ettiğim gibi politika faizinde bir artışa gitmedi. Buna karşın munzam oranlarını yine arttırdı. Munzam oranlarını arttırması hiç şaşırtıcı değil hatta bundan sonraki toplantılardada arttırabilir pekala. Çünkü kredi hacmi hala istenilen oranların çok üstünde seyrediyor. En son gelen veri olan 22 nisanda bankacılık sektöründe krediler yıllık bazda yüzde 35.7 artışla 575.49 milyar tl ye ulaşmış durumda.

 

Sürekli ihracattaki artışlar övünüle dursun Mart ayı dış ticaret rakamları  alarm zillerinin çalmaya başladığını gösteriyor bizlere. Mart ayında dış ticaret açığı 9,8 milyar dolar ile $7,8 milyar olan beklentilerin çok üzerinde geldi. İthalat Mart ayında yıllık bazda %44 artarak %19,6 artan ihracatın iki katı kadar hızla yükselmiş. Mart ayının dış ticaret açığı en azından 1996’dan beri en yüksek aylık açık. Yıllıklandırılmış dış ticaret açığı $84 milyar. Dış ticaret açığının artışında enerji-dışı açığın artışı etkili oldu. Enerji hariç dış ticaret açığı Mart ayında $6,1 milyar dolara ulaştı; bir yıl önceki seviyesinin 2.4 katı. Enerji dışı ithalat Mart’ta yıllık %45 arttı. İç talepteki canlılığı teyit eden bu gelişme, yılın ikinci yarısında TCMB’nin parasal sıkılaştırma sağlamak için ek tedbir alma ihtimalini arttırıyor. Çünkü sadece munzam oranlarının attırılarak ekonomiyi ve kredi hacminin soğutulamayacağı gün gibi meydanda. Bundan evvelki yazılarımdada belirtiiğim gibi yaklaşık Ocak ayından beri düşük gelen tüm enflasyon oranlarının yanıltıcı olduğunu ve en geç haziran ayında Merkez bankasının faiz arttırmak zorunda kalacağına yönelik görüşümü koruyorum.

 

Türkiyede bir süredir devam eden bu iç talepteki ısınma New York Time gazetesinede konu oldu. Ülkenin agresif bankaları diye bahseden gazete “Cep mesajları veya otomatik makinelerinin aracılığıyla krediler için hızlı onay sağlayarak tüketici savurganlığını finanse etmenin yaratıcı bir yolunu buldular” yorumunu yaptı. Arazilere inanılmaz fiyatlar biçildiğine vurgu yapılan haberde, analistler ve bankacıların tüketici kredilerindeki patlamanın, bu yıl gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 8’ine ulaşacağı tahmin edilen cari açıkta kaygı verici bir genişlemeyi körüklediği belirtildi.

 

Bütün bu veriler ışığında seçimlerden sonra neler olabilir bir kez daha üzerinden gidelim;

 

Merkez Bankasının politika fazilerini bir kaç ay içerisinde arttırması kaçınılmaz gibi gözüküyor. Bunu ne kadar geciktirirse sonunda daha sert arttırışlar yapmak zorunda kalacak.

 

Hükümetin asgari ücret, kayıtdışı ekonomiyi kontrol altına alma, enerji ile diğer maliyetleri azaltacak rekabet düzenlemelerine ilişkin reformlar yapması gerekir.

 

Seçimlerden sonra faiz arttırımlarının yanında ek sıkılaştırma tedbirleri olarak Hazinenin fazilerdende ödün vererek daha yüksek borçlanma yapması, ithal tüketici ürünleri, motorlu taşıtlar veya sektörlere özel vergilerin yükseltilmesi, tüketici kredilerinin üzerindeki vergilerin arttırılması ve yeni vergiler getirilmesi gündeme gelebilir. Faizlerdeki bu artışın hisse senedi piyasalarınıda bir müddet olumsuz etkilemeside ihtimal dahilinde.

 

Geçen hafta Maliye Bakanı Şimşek, “Güçlü iç talep karşısında para politikası tedbirlerinin yetersiz kalırsa maliye politikalarıda devreye girebilir” şeklinde bir açıklama yaptı. Maliye politikası denince akla, başta otomotiv ve demir çelik sektörlerinde olmak üzere ithalat vergilerinin artırılması, beyaz eşya ve elektroniğe ekstra ÖTV getirilmesi gibi tedbirler akla geliyor. Ayrıca daha çok faiz dışı fazla verecek şekilde bütçenin harcamalar tarafında kesintiye gidilebilir. Kur’u yukarı çekerek ithalatı cazip olmaktan çıkaracak tedbirler devreye sokulabilir. Gelen tepkiler üzerine daha sonra bakandan “vergi arttırımı ve yeni zamlar yapılmayacak harcama kısıcı önlemler alacağız” şeklinde açıklamalar geldi. Bakalım seçimden sonra gerçekten vergi ve faiz arttırımı olmayacakmı yeni zamlar gelmeyecekmi takip edip göreceğiz.

 

Bu arada DİSK genel başkanı Süleyman Çelebi nin aylar önce yapmış olduğu açıklamaları hatırlıyalım. TÜİK'in rakamlarına göre yoksulluk sınırının 3 bin lira düzeyinde olduğu  ülkemizde yaklaşık 13 milyon yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Yine açlık sınırı 900, asgari ücret 630 lira. Bu toplumun yarısı açlık sınırının altında yaşadığını ifade eden Çelebinin seçim sonrası beklentisi ise işçilerin en büyük teminatı olan kıdem tazminatının kaldırılacak olması.

 

Arap ülkelerinde yaşanan karışıklıklar zaten çok kırılgan olan dış ticaret açığımızıda olumsuz etkileyecek gibi görünüyor. Örneğin Libyada 14 milyar dolarlık ihaleler donmuş, Suriye ile olan anlaşmalarda ertelenmiş durumda. Senelerce uygulanan İran amborgosunun faturasını ödemiş olan ülkemiz şimdide bu gibi sorunlarla uğraşmak zorunda. Ayrıca en büyük İhracat kapımız olan Avrupa birliği ülkelerinde yaşanan ekonomik durgunluk cari açığımızın önündeki bir başka tehdit.

 

Bir yandan bu sorunlarla uğraşılırken bir yandanda toplam işgücünün sadece yüzde 44 üne iş bulabilen ve bu konuda OECD ülkeleri arasında en kötü karneye sahip Türkiyenin işsizliği kontrol altında tutabilmek için en az yıllık yüzde 5 büyüme oranınıda tutturması gerekiyor.

 

IMF e olan boçlarımızın azaldığı söylene dursun,  bakalım ülkemizin dış borçlarının seyri gerçekten nasıl?

 

2005’ten itibaren Türkiye’nin net dış borcu artış gösteriyor. Kamu sektörünün net dış borcu azalırken banka ve reel sektörün net dış borcu toplam $80 milyar dolar kadar artmış. 2010 sonunda bankaların net dış borcu $55 milyar, reel sektörün net dış borcu ise $70 milyar. Türkiye’nin toplam net dış borcu, 2010 sonunda milli gelirinin %19’u ($142 milyar); benzer kredi notuna sahip ülkelerin birçoğundan daha yüksek (Fitch Ratings’e göre bu ülkelerin net dış borçlarının milli gelire oranı 2009 sonunda %7,5 idi). Türkiye’nin net dış borcunun nispeten yüksek olması kredi derecelendirme ajansları tarafından makroekonomik bir zayıflık olarak değerlendiriliyor.

 

Enerjideki yüksek dışa bağımlılığımız neticesinde oluşan cari açığı finanse etmede ülkeye yabancı sermaye girişlerine mecbur olmamız “sıfır reel faiz” söylemininde Kanalistanbul gibi bir hayalden ibaret olduğunu gösteriyor bizlere. Bu arada seçimlerden AKP nin Anayasayı tek başına değiştirmeye yetmeyecek bir sonuç çıkması durumunda nasıl bir hükümet tablosunun oluşabileceği konusunda çeşitli alternatiflerde ortaya çıkabiliyor. CHP nin oylarının arttığı anketlerde göze çarparken Kürt kökenli bağısız milletvekili adaylarının demokratik özerklik istemine ilişkin sert açıklamaları, kaset skandallarıyla zayıfladığı düşünülen MHP nin tepki oyları almasını sağlıyor. MHP nin barajı geçememesi durumunda ise bu kuşkusuz en çok AKP ye yarayacak. Kısa vadede seçim sonuçlarını görerek yatırımlarına yön vermek sanırım bu dönemde yapılacak en mantıklı hareketlerden biri olacak.

Bu haber 285 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Kısa Yazı02 Mayıs 2012

AKTUEL HABER

GAZETELER



Sitemizdeki yazı,resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz,kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi