| |||||||||||
| |||||||||||
HABER ARAGOOGLE TRANSLATEELEKTRİK-ENERJİ HABEROTOMASYON HABERÖNEMLİ LİNKLEREN ÇOK OKUNANLAR
|
Acı İlaç İçilmeden Kriz Bitmez
24 Ağustos 2011, 21:52 Acı İlaç İçilmeden Kriz Bitmez İlk önce dünyadaki krizin neden kaynaklandığına bakalım. Hastalağı yenebilmek için ilk önce doğru teşhis gerekir kuşkusuz. Dünyadaki kriz bir likidite krizimidir.? Hayır... Onun için bu güne kadar ABD nin ve AB merkez bankasının uyguladığı parasal genişleme politikaları bir sonuç vermedi. Abd iki senede 2,3 tilyon dolar basıp piyasalara verdi içine girdiği mortgage krizinden çıkmak için. Amacı piyasaları canlandırıp daha fazla banka ve mali kurumların batmasının önüne geçmekti. Ama hastalığın ilacı likidite değildiki.... Hastalığa yanlış teşhis konulmuştu. Ve dahası hastalık dahada ilerlemişti günümüzde. ABD de ne mortgage piyasası hareketlenmediği gibi bu sene başından beri sanayi üretim ve büyüme rakamlarınındaki gerilemede göze çarpıyor. ABD de basılan paralar bankaların kasasında bekledi ve beklendiği gibi krediler kanalıyla yatırımlara gitmedi. Çünkü kredi verilecek bir güven ortamı oluşmamış herkes birbirine şüpheyle bakar olmuştu. Bankalar birbirlerine bile korkudan kredi vermek istemiyordu. Daha sonra bankalar para bolluğunun da etkisiyle parayı yurtdışına çıkararak dünyada başta büyüyen ülkelerin hisse senetlerine olmak üzere hisse senetlerine, emtialara hatta gıda fiyatlarına spekülatif yatrırımlar yaptılar hatta bunların tavan yapmasına sebep oldular ve bu sonuç tün dünyaya bir enflasyon dalgası olarak yansıdı. Tabi bizde bu para bolluğundan nasibimizi aldık. Borsamız 70.000 lere dayandı, dolarını dövizini satan reel faiz veren bonolarımızı havada kaptı. İşin tuhafı o zaman ne faiz lobisinden bahseden vardı, nede neden dünyadaki düşük faizlere rağmen reel faiz veriyoruz diyen. Gevşeyen kurlar Cari açığımızı körüklerken biz yaklaşan seçimler nedeniyle munzam oranları arttırmak dışında büyüğen açığa karşı etkin bir mücadeleyi başlatma cesaretini gösteremedik. Sadece munzam oranlarının arttırılmasıyla kredilerin soğumayacağını baharda yazdığım yazılarda sıkça dile getirdim. Nitekim 12 ağustos itibariyle kredi büyüme hızı yıllık yüzde 39.3 olarak gerçekleşti. Bu durum Merkez Bankasının yılsonu yüzde 25 lik tahmininde tıpkı yüzde 5,5 luk enflasyon tahmnini gibi tutmayacağını gösteriyor. Evet Merkez Bankası faiz indirimlerini erken kesmişti ve yukarıda kalan faiz oranlarımızında sayesinde piyasalarımız sıcak paraya boğulmuştu. Daha sonra Merkez Bankası iki sefer daha faiz indirimi yapacaktı ama artık iş işten geçmişti. Geçen senenin son çeyreğiyle beraber artık o cari açığımızı finanse ettiğimiz fonlar ülkemizi terkediyor ve cari açığın finansmanı kötüleşiyordu. Dünyadaki krizin yani bu hastalığın adı Borç ve Güven krizidir... Bu krizi likidite ile çözemez anca krizi ertelersiniz. Bu nedenle FED in Cuma günkü ve Eylüldeki olağan toplantısından sadece parasal genişleme kararı çıkarsa bu hiçde yeterli olmaz. Ve bunu bence FED de biliyor. Çünkü çözümün anahtarı siyasi tarafta. Peki borç krizinin çözümü nedir? Mikro planda ele alalım. Borç krizine giren bir insan yada bir işletme ne yapar? Mecbur harcama kısar. öreneğin tatile gitmez. Yemekten değil ama giyecekten kısmaya çalışır. İşletme personel çıkarır yada alımı durdurur gibi. Peki ülkeler borç krizine girerse ne yapar. Bütçe kısıntılarına giderler ama asıl sıkıntı işte burada. Çünkü ne ABD de nede AB ülkelerinde yaklaşan seçimler nedeniyle hükümetler seçmenlerine kemer sıktırmak istemiyor. Eğer piyasalar siyasi kanatta güçlü bir irade görmesiyle çok daha fazla güçlendirilmiş kurtarma fonlarınında hayata geçirilmesinin ardından piyasayı canlandırıcı mali teşvikleride bir arada gördüklerinde gerekli güven ortamıda geri gelmiş olacak. Örneğin zenginlerden daha fazla vergi alınıp düşük ve orta gelirlilerin vergi oranlarında düşüşe gidilirse durgunluğa karşı ekonominin çarklarının tekrar dönmesi sağlanabilir. Bu dünyada biraz enflasyona sebep olsada resesyona girmekten bin kat iyidir. Peki bunlar yapılmazsa ne olur. Bize 2001 de acı ilacı nasıl içirdilerse aynı ilacıda onlar içmek zorunda kalır. Bankalardan reel sektöre ve vatandaşa kadar bunun bedeli ama batarak ama işsiz kalarak ödenir ve piyasadaki çürük yumurtalar temizlenir. Ve hayat yeniden başlar. Sanıldığı gibi kapitalizm falan çökmez ama o acı ilacı zamanında içiremeyen siyasetçilerde artık tarihin derin sayfalarında yer alırlar... Ramazan Bayramınız kutlu olsun... Bu haber 219 defa okunmuştur.
|
GALERİAKTUEL HABERGAZETELER |
|||||||||
|
Sitemizdeki yazı,resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz,kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
|||||||||||